22 Mart 2017 Çarşamba

İşaret Dili Öğreniyorum! :)

Merhabalar:)) 

Keyifler nasıl? Ben iyiyim çok şükür. Birkaç haftaya daha iyi olacağım inşallah. Güzel haberler almak istiyorum, güzel günlere uyanmak:) 

Neyse efendim ben konuya geleyim:) Ne zamandır bir işaret dili kursu bulsam da gitsem diyordum. Aslında uzun süredir düşünüyordum ama erteliyordum hep. Gülçin'den öğrenirim zaten diye de biraz boşluyordum açıkçası. Yok, arkadaşla çalışılmıyor. İkimiz bir araya geldiğimiz zaman çocuk gibi aklımıza gelen şeylere gülmekten, "dur dur bak hatırladın mı şu olayı?" diye bir şeylerden bahsetmekten çalışamıyoruz:)) Ama ondan gördükçe benim de ilgim arttı. Bu sefer tembellik yapmadım ve kursa başladım:) Gençlik merkezi'nin işaret dili kursuna gidiyorum şu an.

Ne zaman yeni bir ortama girsem gerilirim. Buraya da çok gergin gittim ama beklediğimden çok daha sıcak bir ortam vardı:) Hatta geçen hafta film etkinliği yaptık:) 
Benim Dünyam filmini izledik. Ne zaman izlesem ağlatıyor, tabii bu sefer sınıfça ağladık :')


Sadece hafta sonları oluyor, başlayalı 3-4 hafta oldu:) Daha gittiğim ilk hafta işitme engelli iki kişi geldi kursa. Hani yabancı dil öğrenirken kitlenirsin ya, konuşamazsın, konuşsan da ne dediğini hatırlayamazsın sonradan. İşte öyle kitlendim. İçimden "Allah'ım nolur adımı falan sormasınlar nolur bana bir şey demesinler, bugün değil, az daha öğrenmem lazım" diyerek orada görünmez olmaya çabalarken.. Adımı soruverdiler:')  Neyse ki temel şeyleri önceden öğrenmiştim de daha aşinaydım. Yoksa ilk kez derste öğrendiğim şeyi direkt uygulamaya dökemiyorum:))

Bu arada işaret diline ilgisi olanları Gülçin'in "İşaret Dili Eğitmenliğine Nasıl Başladım?" yazısına davet ediyorum:)


Musmutlu günler diliyorum:)







21 Mart 2017 Salı

Ben Geldim!~♥

Merhabaa! Uzun zaman olmuş yazmayalı:)

Bu sene nedense bu kaçıncı hastalığım oldu. En sevmediğim şeydir hastalıkta boğaz ağrısı. Fazla uğradı bana bu sene. Çok şükür ki yatırmadı sonuncusu:))

Bugün evde ööyle kendi kendime vakit geçirirken Gülçin mesaj attı dışarı çıkalım bir turlayalım diye. Annemle ben de sanki onları bekliyormuş gibi hazırlanıverdik hemen:)) Çıktık klasik turumuza. 

Önce olmazsa olmazımız ipçiye gittik, eksik gedik bir şeyler vardı onları aldık. Annem Gülçinlerle çıkacağımız zaman hemen kumaşları çıkarır, onlara uygun bir şey alınması gerekiyorsa birlikte alırız. Onlara sorup alınca daha bir içimize siner:)) 

Lavanta kesesi yapacağız annemle, yazmayı düşünüyorum onu da buraya inşallah:)

Bugün salı pazarı vardı. Annelerimizin alacak şeyleri vardı, pazara da girdik. O pazarda bile ne anılarımız var bizim:) Okulun bahçesinin demirlerine dayadıkları kasalardaki sebzelerden meyvelerden alıp alıp yemekler yapar oyun oynardık tenefüslerde. Neyse ki pazarcı amcalarımız bir şey demezlerdi:))

Sonra pazarcılar tezgahların ışıklarını açmaya başladılar, akşam annelerimiz bizi okuldan alınca pazarı da dolaşırlardı:)) Aynı yerleri aynı kişilerle yıllar yıllar sonra dolaşmak farklı hissettiriyor:)

Ha bir de pazarda dolaşırken ilkokul Türkçe öğretmenimizi görmeyelim mi?:) 

Sanki bugün 8-9 yaşlarında çocuktuk da annelerimiz de bizi yanlarında pazara getirmişti:) Çünkü kaç yaşında olursak olalım aynı eğlenebilme potansiyeline sahibiz:))

Bir salı pazarı bile insana zaman yolculuğu yaptırabiliyor işte böyle:) Günümü mutlu ve huzurlu bitiriyorum çok şükür:)


İyi geceler






27 Şubat 2017 Pazartesi

Cildimdeki Davetsiz Misafirler

Bu aralar sivilcelerimle başım dertte. Ne lisede ne ortaokulda sivilce sıkıntısı yaşadım. O koskoca ergenlik dönemlerimi yüzümde tek bir nokta olmadan atlattım. Yani şöyle söyleyebilirim ki bebek poposu gibiydi cildim. Sadece her yeni okul döneminin başında uçuk çıkardı dudağımda, o da okula alerjim olduğundandı:)) 1 aya kalmaz geçer giderdi.

Ne zaman ki üniversiteye başladım, benim yüzüme bir şeyler olmaya başladı. Önce bir renk bozukluğu, ardından belli dönemlerde alnımda çıkan sivilcemsi şeyler. Tam olarak sivilce diyemiyorum onlara. Yüzümdeki bu değişimi uyku düzensizliğine ve fast food yiyeceklere yoruyorum. Tam yüzümdeki bu değişimlere artık alıştım derken son 2-3 aydır öyle bir sivilcelenmeye başladım ki.. Sen koskoca sınav dönemlerini, stresli zamanlarını tertemiz atlat. En rahat dönemimde bu ne sivilcesi? İnsan 24'ünden sonra böyle sivilcelenir mi yahu? Alnımda çıkmaya başlayınca dedim ki, tamam yine dönemlik çıkıyor. Ama bu öyle bir şey değil, her uyandığımda yüzümün çeşitli yerlerinde sivilceler görüyorum. Görenler hayret ediyor ne yaptın yüzüne diye. Daha fazla bunalıma girmeye gerek yok, bu normal bir durum değil dedim ve hastanenin yolunu tuttum bugün.

Doktor Tetradox adında bir ilaç,bir de krem verdi. İlacı içmeden bir araştırayım dedim. Bir tane mi olumlu yorum olmaz. Biraz etkili bir antibiyotikmiş. Mide bulantısı, kusma, yemek borusunun zedelenmesi... Yan etkisini görmeyip kullananlar da ilacı bırakınca sivilcelerim arttı yazmış. Bünyeden bünyeye değişir tabii üzerime alınmayacağım bunu. Bilen bilir ben fazla evhamlıyımdır. Tüm arkadaşlarıma sordum kullanan var mı diye. Meğer çoğu sivilce tedavisinde ilk bu ilaç verilirmiş. Dayanamayıp bırakan arkadaşım da var, yan etkisini görmeyen de. 

Neyse dedim uzun araştırmalarım sonucunda içtim ilacı artık. Tam olarak doktorumun dediği gibi ve kullananların önerilerine uyarak  kullandım. İlacı iyice tokken iç, bol bol, 2-3 bardak su ile iç, içtikten sonra 1 saat içinde sakın uyuma hatta uzanma bile.  Bana bir yan etkisi olmayacak gibi, içim rahatladı:))

Kullanan varsa eğer merak ediyorum işe yaradı mı sizlerde?:)

Eğer etkisini görürsem onu da ilerde yazarım:)




20 Şubat 2017 Pazartesi

Aksiyon mu?



Merhabalar, sizlere hayatında oturup aksiyon filmi izlememiş -daha doğrusu izleyememiş- biri olarak bugün sinemada John Wick izleyişimi, ya da izleyemeyişimi kısaca anlatmak istedim:D

Arkadaşımla sinemaya gitmeye karar verdik bugün. Onun da aklında bu filme gitmek varmış zaten. Dedim hadi gidelim. Bana da değişiklik olur. Hiç izlemedim çünkü bu tarz bir filmi başından sonuna kadar. Bazı hassas noktalarım var filmlerle ilgili. Mesela silahın vücuda değil de kafaya sıkılması, dövüş sırasında birinin kolunun kırılması, bıçağın bacağa,ele,boyna saplanması, bir de iğne ve türevleri sahneleri. Gerçi iğnenin aksiyonla pek alakası yok ama bu da dayanamadığım bir başka sahnedir:))

Sessizlik sırasında ani silah patlamalarına sıçrayarak ve yukarda bahsettiğim sahnelerde gözümü kapatarak geçirdim yaklaşık iki buçuk saati. Tabii bu benim aksiyon filmi izleme tarzım,arkadaşım hiç gözünü kırpmadan ve sıçramadan izledi zira tüm filmi:)) Yanında sürekli sıçrayan ve bazı sahnelerde gözünü ve kulağını tıkayan biriyle film izlemek nasıl bir duygudur acaba bilemiyorum. Umarım yine de keyif almıştır diyerek buradan özür dileyeyim ben :D

Ama aksiyon sevmeyen biri olarak bile sevdim filmi. Bu tarz filmlerin takipçisi değilimdir ben ama çok fazla seveni varmış zaten filmin. Ya da başrolün mü demeliydim? :) Devam filmini izler miyim? Tabii ki izlerim:)) 

Hatta birinci filmini izlememiştim dur onu da izleyeyim ben.

Bir de hiç sinemada korku filmi izlememiştim. Onu da deneyeyim bir gün:)

Bunlar da bana not olsun:)

Mutlu haftalar~






3 Şubat 2017 Cuma

Türk Askeri Süleyman ve Koreli Ayla'nın Hikayesi~

Birkaç yıl önce bir yazı okumuştum. Koreli bir kız çocuğu ve Kore Savaşı'na katılan Türk askerinin hikayesi. Bundan biraz bahsetmek istiyorum:)

1950 yılında Kore Savaşı'nda Süleyman asker, ailesini savaşta kaybetmiş Koreli bir kız çocuğunu yanına alır. İsmini de Ayla koyar.Türk askerlerinin yanında kaldığı süre boyunca Ayla, Türkçe'yi de öğrenir, tercümanlık da yapar. Bir buçuk yılı birlikte geçirdikten sonra Türk askerleri artık geri dönecektir. Süleyman, Ayla'yı da yanında Türkiye'ye götürmek ve evlat edinmek ister. Çünkü orada artık baba-kız gibi olmuşlardır. Ama bu mümkün olmaz. Yolları orada ayrılır.

60 yıl sonra Süleyman, Ayla'yı bulmaya karar verir. Türk Kore Savaşı Gazileri Derneğiyle görüşür ve derneğin Kore'yle bağlantı kurması sonucu Süleyman, Ayla'yı bulur:)

Buluşmalarını izlediğimde gözyaşlarımı tutamamıştım:( 


İşte asıl söyleyeceğim şey şu ki, bu hikaye şimdi film oluyor:) Haberi ilk gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Çekimler Kore'de ve Türkiye'de yapılıyormuş. 2017 yılında Türkiye'yle birlikte diğer ülkelerde de vizyona girecekmiş; ama hangi ülkeler olduğu hakkında bilgim yok. 

Oyuncu kadrosunu da çok sevdim:)


Çetin Tekindor'un filmlerini severek izliyorum zaten,ilk dikkatimi çeken o oldu:) Ayrıca Koreli oyuncular içinde de tanıdık yüzler görmek çok heyecanlandırdı beni! Mesela Ayla rolünü oynayacak olan tatlı mı tatlı Kim Seol, oynadığı Reply 1988 dizisinden dolayı Kore dizisi izleyenlerin hemen dikkatini çekmiştir:)

Fragmanı bile o kadar duygulandırdı ki, eminim filmi de oldukça etkileyici olacak:)


Bekleyelim görelim:)



1 Şubat 2017 Çarşamba

Mim | Bloğumun İsmi Nereden Geliyor? ♥

Merhabaa~

Tatlı mı tatlı bir blog keşfettim. Kızkardeşler Arasında~ 

Mim başlatmışlar, yazıyı okuyanları da davet etmişler:) "Bloğumun ismi nereden geliyor?":)

Hem ben de anlatmış olurum ismimin hikayesini:) 

Maviyi hep çok sevdim ben. Üzüldüğümde, sinirlendiğimde gökyüzünü izlerim mesela. Denize girmektense, denizi seyrederken gökyüzü ve denizin maviliğinin buluştuğu o derinlikte düşüncelerimin temizlenmesini, huzur bulmasını severim:)

Buraya kadar her şey tamam, eminim herkes böyle hissediyordur, herkes sever gökyüzünü seyretmeyi, o temiz maviliğinde huzur bulmayı:) Peki benim için farklı kılan ney?:)

En sevdiğim grubun ismi CNBLUE olunca mavi sevgim katlandı benim~ İşte melodi de buradan geliyor:) Cnblue'nun o masmavi notaları~

Blog açmaya karar verdiğimde aklıma gelen ilk isim bu oldu:) Blog dünyasında yeni olmama rağmen çok ısındım ismime, severek de kullanıyorum:))

Ben de bu yazıyı okuyanları mimliyorum :))



O zaman yeri gelmişken bu güzel şarkıyla bitireyim yazımı~

31 Ocak 2017 Salı

Unutmadık Seni Barış Abi

90'lı yıllarda doğanlar şanslı bir kesimdi aslında. Barış Abimiz vardı bizim bir kere. O zamanki büyüklerden daha şanslıydık biz. Çocuk aklımızla tanıdık Barış Manço'yu. Daha zihnimiz tertemizken ezberledik şarkılarını.  "Adam Olacak Çocuk" izleyerek oraya katılabilmenin hayallerini kurduk. 

Birinin bu dünyadan ayrılmasını da ilk Barış Manço'yla tattı birçoğumuz belki. Daha ölüm ne demek yeni öğreniyorduk belki de. 

Ben 7 yaşındaydım Barış Manço'yu kaybettiğimizde. O zamanlar da yeri çok ayrıydı bende. Çok üzülmüştüm, çok ağlamıştım.  Hatta aksi gibi çok üzgün olduğum birgün kasette Gülme Ha Gülme şarkısı çalmaya başlamıştı da "Barış birgün toprak olur" deyince "Öleceğini nerden biliyordu?" diye iyice ağlamıştım. Hala açıp dinlemişliğim yoktur o şarkısını o günden bu yana.

Şarkılarını ne zaman dinlesem hala etkilenirim,hala içim cız eder,Barış Manço'ya sevgim bir kat daha artar. Büyüdükçe,sözleri daha anlamlı gelmeye başladıkça ayrı bir tat veriyor. Ayrıca her şeyi müziğe konu edebildi, bunu da büyük bir ustalıkla yaptı. Hala da dillerden düşmüyor. Kimin aklına gelir Domates Biber Patlıcan,Arkadaşım Eşşek,Ayı,Nane Limon Kabuğu,Süper Babaanne... Bunlar hala ezberimizde değil mi? Mesela o zamanın çocukları olarak Sarı Çizmeli Mehmet Ağa'yı muhtemelen ilk Barış Abimizden duymadık mı?:) Kliplerindeki,performanslarındaki o beden dilini kullanışıyla hala beni ekrana kilitiyor ne zaman izlesem,bu da ayrı bir ustalık:)



Bu gece Barış Ağabeyimizin ölüm yıl dönümü. İçimden geldi onun anısına bir şeyler yazmak. 

Mekanın cennet olsun Barış Manço...