14 Eylül 2017 Perşembe

Sevgili Günlük; Biraz içimi dökmek istiyorum~

Yeniliklere o kadar kapalıyım ki. Yeni bir ortama girmek, yeni bir işe girişmek, alışıldığın dışında hayatımda bir şeyler olması... Beni o kadar geriyor, o kadar uykularımdan ediyor ki. İnsanlar monotonluğundan bıkıp yeni arayışlara girerken ben kendi monotonluğumda yaşayıp gitmek istiyorum. Bu özelliğim yüzünden de hayatımın en renkli geçebilecek zamanlarını bomboş geçiriyorum. 

Hayal kırıklığı yaşamaktan, hata yapmaktan o kadar korkuyorum ki. Evet hiç başarısız olmuyorum. Çünkü hiç denemiyorum. Bu korkularım yüzünden hiçbir şey denemiyorum.

Başarılı mı olacağım, başarısız mı olacağım merak etmiyorum. Yeter ki düzenim bozulmasın, huzursuz olmayayım. 

İnsanların hayatında tabii ki inişler çıkışlar olacak. Ama benim yıllardır inişim de yok çıkışım da. Dümdüz devam ediyorum. Halimden de şikayetçi değilim. Bu en kötüsü işte. Bazen diyorum ki kalk Gülcan. Bu yaşlarında denedin denedin, bir daha vaktin de olmayacak enerjin de. Ama sonra içimi öyle bir korku kaplıyor ki. Yemeden içmeden kesilmeli bir korku düşünün. 

İnsanların hayatında çok olağan gördükleri bazı değişiklikler benim bütün psikolojimi altüst edebiliyor.

İlerde çok pişman olacağımı biliyorum. Gençliğimi nasıl bu kadar düz yaşadım, neden kıymetini bilemedim diyeceğimi biliyorum. O yüzden ufak tefek de olsa harekete geçtim. Ama bir de bana sorun neler çekiyorum. İçimde ne fırtınalar kopuyor.

Bir kırılma noktam var gibi hissediyorum. Kabuğumdan bir kurtulsam sanki devamı gelecekmiş gibi. Ya da en azından tam olarak ne istediğimi öğrenecekmişim gibi. 

Ne kadar abartıyorum değil mi? Bence de. Ama beynimin mantıklı düşünemeyen bir kısmı var ve sürekli beni tetikliyor. Sürekli onu susturmaya çalışıyorum.

Küçük bir öz eleştiri yazısıydı bu. İçimi döktüm biraz da.

Allah çıktığımız her yolu bizim için hayırlı kılsın. 
Her şey gönlümüzce olsun inşallah~

27 Ağustos 2017 Pazar

İşte Öyle Bir Şey ♡

Merhaba! 
Tatil bitmek üzere artık umarım harika bir yaz geçirmişsinizdir ~
Son zamanlarda ne blog yazıları okuyabiliyorum ne blog yazmak için bilgisayar başına oturabiliyorum. Boş vaktim olmadığından değil ama sürekli aklım dolu olduğu için boş vakitlerimde sadece tavana bakmayı falan tercih ediyorum😅

Ben bu kadar atraksiyona alışkın değilim efendim artık düşünmekten içime kapandım iyice.
Havalar da serinledi bugünlerde. Daha bir rahatladım artık:) 

Kendime çok fazla vakit ayıramadığım için eksiklerim arttı ve alışverişe başladım mecbur:) Yine kendimi tutamayıp yaz kıyafetleri yerine sonbahar kıyafetlerini tercih ettim ama ne yapayım. Yazlık modeller ilgimi çekemedi bir türlü. Hem sonbahar da geldi sayılır:) Hazır bayram indirimleri de başlamışken Gratis'e attım kendimi. Alacağım çok bir şey yoktu aslında. Aşık olduğum rujumu kaybetmiştim ve yenisini almalıydım! Bir de fondöten:)

Aslında maybelline affinimat kullanıyordum ben ama artık o satılmıyor galiba bulamadım bir türlü. Ama karma ve yağlı ciltlere uygun olan başka bir fondöten aldım.
Bu da o bahsettiğim ruj ♡  Maybelline Matte 987 Smoky Rose. Çok doğal bir görünümü var. Öyle çeşitli tarzda makyajlar yapmadığımdan benim için çok kullanışlı:)
Diziler filmler izliyorum bir yandan da. Eğer başıma bir şey gelmeyecekse söyleyeyim, ben Yüzüklerin Efendisi'ni hiç izlememiştim:) Arkadaşımın yoğun ısrarı üzerine başladım. 4 saate yakın olduğu için bir bölümü 2 güne bölerek izliyorum😅 Dün İki Kule'yi bitirdim. Bugün de son filme başlarım:)
Yine arkadaşımın önerisiyle Twenty Again adlı diziye başladım. Henüz bitirmediğim için yorum yapamıyorum ama merak ederseniz sizi şu yazıya yönlendireyim:) EnjoySarang
Bir de iş arıyorum. Beni en çok sıkan konu da bu işte. Eğer hiç iş tecrübeniz yoksa benim gibi, beni anlayabilirsiniz. Telefonum ne zaman çalsa geriliyorum kimin aradığını görene kadar. Hem arasınlar istiyorum hem de aramasınlar:) Öyle karmaşık duygular içindeyim yani:)

"Sevgili Günlük" tadında bir yazı oldu sanki. Kendi halimde yaşıyorum bu sıralar işte. Bu arada dizi-film önerilerine açığım. Özellikle de film:) 

Mutlu pazarlar! 🌸


10 Ağustos 2017 Perşembe

Tatlı Küçük(!) Değişiklikler ♡

Merhaba!🌸
Temmuz bitmiş, Ağustos gelmiş de bir de 10 gün mü geçmiş?

Uzun süredir kafamı toparlasam da  bir şeyler yazsam diyordum. Ama günlerim hep gündüz iş yapmakla akşam da dinlenmeye çalışmakla geçiyor. Hem de bu sıcaklarda! Üzerine bir de psikolojik durumumu ekleyince gerçekten zorlandığım bir dönemi bitirmek üzereyim. Ya da yeni mi başlıyorum?:) 

Böyle yazınca sanki kötü bir şey yaşamışım gibi oldu ama öyle değil. Aslında normal insanlar için mutluluk verici bir şey belki. Ama benim gibi 25 yıldır dümdüz bir hayatı olan biri için şok etkisi yarattı:)
Yıllardır taşınmayı düşünüyorduk, hatta ben de çok istiyordum. Evimi sevmiyordum, odam salona bağımlı diye yıllarca söylendim. Hem babamın işine de çok uzaktı evimiz. Taşınmamızdan doğal hiçbir şey yoktu aslında. Ama gelin görün ki bu sene bu sefer ciddi ciddi ev arayıp evi de tutunca işler değişti. Evi tutuktan sonra evimize dönerken boğazımda oluşan düğümü size anlatamam. Ne çok seviyormuşum meğer evimi😅 Yakın bir yere taşınsak yine sorun değildi ama hiç bilmediğimiz bir semte gitmek biraz etkiledi tabii. Biraz mı? 

Ben geçmişimle yaşayan biriyim. Kötü bir şey ama öyle. Hep geçmişte takılı kalırım, hep geçmişe özlem duyarım. Hal böyle olunca doğup büyüdüğüm yerden ayrılma düşüncesi de fazla etkiledi beni.  Mesela yazın akşamları evde duramam. Hemen ararım birkaç arkadaşımı dışarı çıkalım diye. Neredeyse bütün arkadaşlarıma hatta şehir merkezine toplu taşımayla yaklaşık 1 saatlik uzaklığa gitme fikri hiç hoş gelmedi bana başlarda:)) "Arabayla 25-30 dakikacık yol canım nedir yani?" diye diye alıştırdık kendimizi:)

Yukarda yazdığım kadar melankolik değilim artık. İlk başta hissettiğim yoğun duyguları şimdi dışa vurdum sadece:) Babam her gün neredeyse 2 saati bulan işe gitme yolundan kurtuldu, bize de değişiklik oldu ne güzel diyerek iyi yönlerine bakıyorum:)

Önceki evde uzuuunn süre önce boyanan pembe-lila odamdan bembeyaz bir odaya geçiş yaptım mesela, içim açıldı valla:) (Evet pembe-lila, çocuk sayılırdım o zamanlar😅) En çok da koyu kahverengi olan yatak başlığımı boyadığıma sevindim galiba:)

Minik bir de balkonum var, nasıl huzurlu bir görseniz ♡ Ama daha düzenleyemedim orayı. Arkadaşlarımla kahve içip sohbet edebileceğimiz küçük bir alan oluşturacağım:) 

Yavaş yavaş yaklaşık 1 aylık yorgunluğu bırakıp normal hayatımıza dönmeye başladık çok şükür. En azından şu an dinlenirken kafamı toplayıp bunları yazabilmem bile yeter bana:) 

Sevdiklerimiz yanımızda olunca, sağlığımız yerinde olunca çok şükür her şeye alışırız. Bu ufak tefek kafaya takmalar hayatın tuzu biberi ♡  Allah hayırlı günler nasip etsin yeter ki~~

Bu da böyle bir iç dökme yazısıydı~~ 
Mutlu akşamlar 



18 Temmuz 2017 Salı

Bir Tatlı Huzur ♡



Merhabalar!
Bu sabah İstanbul'da sağanak yağış haberleriyle uyandım. İnşallah en az hasarla atlatılır.
Ankara'da durum hala aynı. Sıcaklardan bunaldıkça aklıma serin serin geçirdiğim tatil günleri geliyor~ Serin serin yaptığım piknikler:)

Doğa insana ne kadar iyi geliyor değil mi? Ama doğayla aramıza ne çok engel koyuyoruz. Telefonumuzun çekmediği, sadece kuş cıvıltılarını ve ağaçların hışırtısını duyduğumuz, başka hiçbir sesin olmadığı bir yer düşünelim. Ağaçlar arasında bir yolda sakin sakin yürüdüğümüzü. Hafif hafif esen rüzgarı..
Sanki dertlerimiz sıkıntılarımız kaybolmuş orda. Temiz havayı içimize çekiyoruz miss gibi 

Köyümüze yakın mesafede olan Üyük ormanına gittik piknik yapmaya. İşte tam da bu anlattığım gibiydi:)
En son yıllaar önce gitmiştik. Ne iyi geldi anlatamam oranın güzel havası. Arabaya bindiğimizde sıcaklık 42 dereceyi gösteriyordu, ormana doğru yaklaştıkça 27 derecelere kadar düştü:) Havanın serinliğine attım kendimi hemen:)

İlk iş olarak bir salıncak kurduk. Sallanmayı çok seviyorum her yerde bir salıncak bulurum kendime:)


Semaver hazırlanadursun ben bir doğa yürüyüşüne çıkayım:)

 Temiz havaya özlemimi fotoğraflarla gidermeye çalışırken sizinle de paylaşmak istedim 
Hepimizin biraz sakinliğe ihtiyacı var, ilk fırsat bulduğunuzda atın kendinizi siz de doğanın kollarına  


15 Temmuz 2017 Cumartesi

Gizem Türünde-Etkileyici 4 Kore Filmi Önerisi~

Merhabaa!  
Mutlu bir hafta sonu geçiriyorsunuzdur umarım:) Belki de aldınız kahvenizi kim ne yazmış diye blogları karıştırıyorsunuz:) Ben tam da öyle yapacaktım ki aklıma izlediğim birkaç filmi not almayı unuttuğum geldi. Hazır not alırken de neden listemdeki filmleri sizinle paylaşmayayım dedim:) 

Bu sıralar gizem türündeki Kore filmlerine sardım. Kore filmlerine karşı aşırı bir ön yargı var. İnsanlar izlemeyi denemeden başlıyorlar eleştirmeye. Ama ah bir izleseniz:) Dizilerini artık ben de pek izlemiyorum zaten, o konuda bir şey demeyeceğim ama gerçekten çok kaliteli filmleri var.
O zaman gizem türünde film arayanlar için etkisinde kaldığım birkaç filmi paylaşıyorum:)


The Handmaiden (2016)

1930'ların Koresi ve Japonyası...
Kendisine miras kalmış bir asilzade (Kim Min Hee), onun servetine göz dikmiş bir dolandırıcı (Ha Jung Woo), dolandırıcı tarafından tutulmuş bir yankesici (Kim Tae Ri), asilzadenin velisi ve amcası (Cho Jin Woong) etrafında gelişen bir hikaye.
Film, Sarah Waters'ın romanı Fingersmith (2002)'in modern bir uyarlaması...

Film +18 sahneler içeriyor. Ama konusu o kadar ilgi çekici ki o sahneler konunun önüne geçmiyor. Eğer kafa karıştırıcı, bittiğinde "Ben ne izledim az önce ya?" dediğiniz filmleri seviyorsanız şiddetle tavsiye ederim:)

Missing Woman (2016)

Ji Sun (Uhm Ji Won) doktor olan eski eşi kızlarının, Da Eun’un velayeti için kavga ediyordur. PR şirketindeki işini kanıtlamaya çalışan Ji Sun, velayet savaşını kazanmak için kızı ile saat değiştirir. Ji Sun kızına yardımcı olması için yarı Koreli yarı Çinli bir dadı tutar, Han Mae (Kong Hyo Jin).
Bir gece, Ji Sung işten eve gelir fakat Dae Eun ve Han Mae evde değillerdir. Ji Sung harap olmuş şekilde kızını arar. Velayet savaşı ve işi arka planda kalır. O sırada, Han Mae’nin de hikayesi yavaş yavaş ortaya çıkar.

Sonunu merak ettiren filmlerdendi. Ağlatacağını düşünerek başlamamıştım filme ama bir güzel ağladım:') Zaten Gong Hyo Jin'in dizilerini de filmlerini de ayrı seviyorum. Tavsiye ederim:)


Helpless (2012)

Düğünlerinden birkaç gün önce Veteriner Jang Mun-ho, nişanlısı Sun-young ile Andong’daki ailesini görmeye giderken kahve almak için bir dinlenme yerinde mola verir. Fakat Mun-ho arabaya döndüğünde Sun-young ortadan kaybolmuştur ve telefonu cevap vermemektedir. Jang Mun-ho nişanlısını bulmaya çalışırken onun hakkında bildiği şeylerin hiçbirinin doğru olmadığını anlar.

Bu da sonunu merak ettiren, sonunda şaşırtan filmlerden:)


White Night (2009)

15 yıl önce Yo-han’ın babası cinayete kurban gider , Mi-ho’nun (Son Ye-jin) annesi ise intihar eder. Yo-han ve Mi-ho olanların gölgesinden kurtulup daha parlak bir geleceğin düşünü kurmaktadır. Dedektif Dong-su Han ( Su-kyu Han) ise bu ikilinin arkasındaki gerçeğin peşine düşer. Fakat gerçek bu iki sevgili için o kadar da parlak değildir.

Bu filmi izleyeli uzun zaman oldu ama filmin sonlarında "yok artık!" dediğimi hatırlıyorum:) 

Son zamanlarda en unutamadıklarım bunlardı:)
Eğer sizin de önerileriniz olursa severek listeme ekleyeceğim:)

Mutlu Günler!  

14 Temmuz 2017 Cuma

Mutluluk Kiti ♡

Merhaba! 

Beklemediğiniz bir anda yüzünüzü aniden gülümseten arkadaşlarınızın olması ne kadar güzel!
Kendimizi değersiz hissettiğimiz zamanlar vardır ya. Ya da kötü olaylar yaşamışızdır, kendimizi toparlamaya çalıştığımız zamanlar. Kendi kendime çözebilen bir yapım yok benim. Aileme ve arkadaşlarıma sarılırım her zaman. Allah'a şükrederim çevremde bu kadar güzel insanlar olduğu için. Beni böyle değerli insanlarla karşılaştırdığı için. 

Gülçin'in bazen benim içimin sıkıldığı anları, kendimi toparlamam gereken bir dönemde olduğumu hissettiğini düşünüyorum 😅

Ankara'ya döndüğümüzde talihsiz bir olay yaşadık, çok şükür şimdi her şey yolunda. Kendimi iyi hissetmeye çalışıyordum, geçti gitti diyerek düşünmemeye çalışıyordum. Gülçin'e gittim çok uzun zamandır görüşemiyorduk zaten. Nerden bileyim böyle tatlı bir hediyeyle evime döneceğimi:))

Aslında itiraf edeyim burdan, dolabının üzerinde görmüştüm bunu. Hediye diye düşünmemiştim ama süslü püslü bir şey neymiş bu diye kurcalayacaktım.
İyi ki unutmuşum kurcalamayı da sürprizi bozulmamış:))
O zaman içini açayım size bu tatlış hediyenin:)
En komik anılarımızı küçük kağıtlara yazmış:) İlkokuldan şimdiye kadar. "Cidden böyle yapmıştık de mi ya?" diyerek gülmekten gözümden yaş gelerek okuduğum, bana hatırlattığı o kadar güzel anılar vardı :)) Bardak altlığını da nasıl kıyıp da kullanacağım bilmiyorum:))
Zarf içinde içimi açan güzel bir not 
Hayallerimi beni hiç yargılamadan dinler, arkamda olur, yol gösterir:) Galiba beni daha çok dinlemek istediği için daha çok hayal kurmamı istemiş canım arkadaşım 😅 
Yıldızıma bakıp bol bol hayal kuracağım tabii ki  
İflah olmaz bir fındık sever olduğum için fındığımı eksik etmemiş:)  
Bir de rengarenk şeker sepeti!  


İçimden geldi ♡  ~ ~ ~ ~ rengarenkyakamoz

Her günümüz diğerinden güzel geçsin, bizi mutlu eden sürprizlerle karşılaşalım inşallah! 



13 Temmuz 2017 Perşembe

Kısa Bir Tatil ~ | Amasra ♡

Evim güzel evim!🏡


İnsanın evi gibisi yok. Bu sene bayramla tatili birleştirince uzun süre ayrı kaldım evimden. Nasıl özledim nasıl özledim anlatamam! Ankara'nın sıcağına gelmiş olsam bile halimden memnunum:)

Ama bir süre güneş görmesem iyi olacak. Kendimi eve kapatıp sadece akşamları çıkmayı planlıyorum. Çünkü benim yaz tatillerim genelde böyle geçer:) Hem de tatilde ne kadar korusam da kendimi bronzlaştım ister istemez. Bu halde kimseyle görüşesim yok zaten. Güneşe kapalıyım uzun süre:) Herkesin bir huyu var işte. Sıcağa, güneşe ve bronzlaşmaya dayanamıyorum. Aynaya bile bakmıyorum ki arkadaşlarımla buluşmak şurda kalsın😅
Neyse bu mevzu bugünlerde kanayan yaram olduğu için konuştum biraz. Kapatayım en iyisi konuyu:)


Geçen sene Akbük'e gidip sıcaktan bayıldığımız ve hayatımızın pişmanlığını yaşadığımız için bu sene önceden olduğu gibi Amasra'ya gittik yine. Hem bunaltıcı bir havası yok hem de insanının sıcaklığı çekiyor bizi oraya:) Hatta imkanımız olsa yazlık alıp oralı olmayı bile düşünüyoruz😅 Her zaman söylerim tekrar söylüyorum ki Karadeniz gibisi yok! En azından benim için yok:)) Dağların arasında, ağaçların içinde kıvrıla kıvrıla giden yollarını izleyerek yolculuk yapmak çok başka. Hatta havalar yeni yeni ısındığı için yağmurlu bir havada tatil yolculuğu yaptık😅 Olsundu, ben böyle seviyorum zaten.
 Tatile gittiğimde benim için en önemli şeylerden biri de kalacak yer. Öyle yerler var ki insanın bırakın orda uyuyup yemek yemesini, nefes alması bile mümkün değil. Zaten takıntılıyım bu konuda. Aman nere olursa kalıverelim diyemiyorum. "Allah'ım tatilimin rezil olmasını istemiyorum nolur şöyle güzel, temiz bir pansiyon bulalım" diye dualar ede ede dolaştım pansiyon ararken. Bir de deniz manzaralı olursa fena olmaz hani, zaten denize girmeyi o kadar sevmiyorum, en azından akşam çayımı içerken şöyle güzel bir manzaraya bakayım:)) 
İnternete verilen ilanları arayarak bulduk pansiyonumuzu. Gidip görmeden içimiz rahat etmez diye önceden yer ayırtamadık:)) 

O kadar güzel bir pansiyon bulduk ki! Evi görür görmez tatilim bitmiş kadar oldum nasıl rahatladım anlatamam:)) Hemen terastaki yatağı kaptım tabii ki, böyle güzel bir manzaraya uyanmak için:))



En sevdiğim kısım da akşam gezmeleri~ Özellikle de hava serinse. Henüz havalar serin oralarda. Üzerime ceketimi almadan çıkamadım akşam dışarı:) Hatta yağmura bile yakalandık. Kendimizi hemen bir mekana attık:)
Karadeniz deyince akla yağmurlar geliyor tabii. Sahilde otururken karşı buluttan yağan yağmura bile tanık olabiliyoruz:)
Güneşin sıcağında kızgın kumlardan serin sulara atlamaktan biraz farklı tatil anlayışım. 
Bir şey almayacak olsam bile çarşıyı dolaşmayı çok seviyorum mesela. Ya da deniz kenarındaki bir kafede çay içmek:) Gün batımını seyretmek limana gidip:) 

Önceden birsürü şey alırdım çarşıdan. Ama bu sefer gözüme çarpan birkaç şey aldım o kadar:)

Annem görünce dayanamadı sarımsak döveceği aldı çeyizime. Ben de bu mor olanı beğenip aldım:)
Bu kitabı aldım bir de. Hiçbir yerde bulamam çünkü(!), almam lazımdı😅 Kitapçıda gezerken gözüme çarpınca aldım ne zamandır okumak istiyordum zaten:) Kitap ayracı da aldım rengine vurulup:)
Tam da bizim döneceğimiz gün Haluk Levent Amasra'ya geliyormuş Barış Akarsu'yu anma etkinlikleri için. Hatta Amasra Belediyesi'ne kendisi duyurmuş Twitter'dan, anma etkinliklerini tekrar yapın ücretsiz geleceğim konser vermeye diye. Sen ne güzel bir insansın♡ Katılmak çok isterdim ama katılamadım. Önceki günden hazırlamışlardı Barış Akarsu heykelinin olduğu yeri. Heykelin yanındaki çardakta gençler gitarlarını almışlar şarkılar söylüyorlardı. Birçok poster vardı. Her gittiğimde etkilenirim zaten, böyle bir güne denk gelince daha da etkiledi.

Tatil dönüşünde Safranbolu'ya uğradık. Yolumuzun üzeri zaten. Çok severiz hem de orayı:) Hava sıcaktı, hemen bir mekanda soluklandık. Çok tatlı bir kafe:) 

Safranbolu'dan da bu tatlı mumu ve safran kolonyalarını aldım. Hem çantaya atmalık, hem de ev için.
Neyse böyle böyle sonunda evime ulaştım işte:))
Biraz uzun bir yazı oldu, sonuna kadar okuyabildiyseniz teşekkür ederim 😅
 Hava çok sıcak, bol bol su içmeyi unutmayın 
Mutlu günler!